|
TARİH
Kars’ın yetiştirdiği önemli tarihçilerden M. Fahrettin Kırzıoğlu, Bulgar Türklerinden Karsak boyunun uzun süre
yaşadığı ve hüküm sürdüğü bu şehre, Kars adının
verildiğini öne sürer. Bir başka görüş ise o dönemlerde bölgede yaşayan bir cins tilkinin adına atıf yapar. Tilkinin bol tüylü beyaz kürkü
rağbet gördüğü için Afganistan’dan İran’a, Ural Bölgesi’nden batı Avrupa’ya kadar birçok yerden tüccarlar gelir.
Şehrin Kars adıyla tanınmasını onlar sağlar. Kar-sak diye bilinen bu tilkinin nesli maalesef
tükenmiş, adı yalnızca şehirde kalmıştır.
Kars şehri, İpek Yolu gibi önemli ve stratejik özellikleri olan bir ticaret güzergâhı üzerindedir. Bu nedenle gerek tacirlerin gerekse gezginlerin
konakladığı şehri Gürcüler “Karis-Kalaki” yani “Kapı Kent” diye anarlar. Ünlü seyyahlardan Marco Polo da seyahatnamesinde kapı-kentlerden söz eder. Kars adının bu tanımdan doğması ve Avrupalılar tarafından da benimsenerek
yaygınlaşmış olması da mümkündür.
Anadolu’da çeşitli rotalar izleyen ticaret yolları Kars platosunda
birleşir. Yukarı Fırat yolu ‘Samsat’ Deresi’nden Erzurum Ovası’na geçerek Aras Nehri’ni takiben
Sarıkamış’a ulaşır. Karadeniz yolu ise Çoruh Vadisi’nden Kars’a gelir. Kervan yollarının Kars’ta
birleşmesi, şehrin adının hafızalarda hep canlı kalmasını
sağlar. Rusya’dan İran’a, Hindistan’dan Almanya’ya kadar Kars adının kullanılması ve hatta adının Kanada’da bir
yerleşime verilmesi, şehrin birçok ziyaretçiye ev
sahipliği yaptığını gösterir.
Kafkasya ve Orta Asya geçiş güzergâhı üzerinde olan Kars’ın sürekli el
değiştirmesi, şehrin etnografik ve demografik yapısını da etkiler.
Savaşlar ve işgallerin yanı sıra çeşitli dönemlerde çıkan yangınlar, kültürel ve maddi birikimlerin tahrip olmasına yol açar. En büyük yangınlar İran ve Moğol işgalleri sırasında
yaşanır. Şehrin son geçirdiği büyük yangın, Taşnaksutyun’a
bağlı Ermeniler tarafından 14 Ekim 1920’de çıkartılır. 10 gün boyunca söndürülemeyen alevler, birçok
değerli İslam eseri ile ahşap Osmanlı evlerini ve bazı kamu binalarını yok eder.
Sürekli el değiştiren Kars’ın iktisadi olarak
gelişme gösterememesi, Selçuklu-Osmanlı zamanında vilayet statüsü alamaması, zaman içinde nüfus potansiyelinin
değişmesi, ekonomik olarak şehri küçültse bile tarihi ve kültürel dokusunu büyütür.
İşgalcilerin ve işgalden kaçanların bıraktıkları izler bugünün mirasını
oluşturur.
Kars’ın tarihsel olarak irdelenmesi başlı başına bir
çalışmadır. Bir sınır kenti olarak benzerlerinden daha fazla
işgale uğraması, her defasında yakılıp yıkılması, her
işgalde nüfusun göçe zorlanmasına yol açar. Ancak her yıkımın ardından yeniden kurulur,
gelişerek kent özelliği kazanır.
Tarihte yok olmuş nice önemli İpek Yolu kentleri, ticaret merkezleri, hatta
başkentler vardır. Hattuşaş gibi, Efes ya da Bergama gibi, Zeugma ya da Ani gibi kentler bugün ören yeri durumundadır. Ancak Kars,
yaşıtı olan bu efsanevi kentlerin akıbetine
uğramamıştır. Bu nedenle “Adı tarihinde gizlidir” demek daha
doğru olacaktır.

Kaleiçi Mahallesi
Fotoğraf: Yıldırım Öztürkkan Arşiv
|